MEMLEKETİ ŞENKAYA

Şenkaya Tarihi, ilçenin konumu gereği, Erzurum, Kars, Ardahan ve Artvin tarihiyle iç içedir. Kronolojik olarak, M.Ö. 8. yy’da Urartular, M.Ö. 585’de Medler, M.Ö.120’de Partlar bu topaklarda egemen olmuşlardır. M.S. 34’ten itibaren yaşanan Roma egemenliğini de Bizans egemenliği takip etmiştir.

Türkler açısından tarihe bakınca, Oğuzlar’ın Orta Asya’dan gelip İran Yaylası’ndan geçip doğu Anadolu’ya yerleşmeleri, Medler’den 1500 yıl daha öncedir. Medler M.Ö. 6yy’da hüküm sürdüğüne göre, Şenkaya 4000 yıllık bir Türk yurdudur . Sümer yazı dilinde 350 türkçe kelime bulunması düşündürücüdür.

M.Ö. 65 yıllarda Saka Türkleri’nin bölgeye yerleştiklerini de biliyoruz.

1048'de Kutalmış Bey’in akınlarıyla Oğuz yerleşimi başlar. 1064 yılında Alparslan’ın Ani zaferi ile 1071'de Saltuklu Beyliği kurulur. Böylece Müslüman Selçuklu yerleşimi yoğunlaşır.

"Allahuekber Dağı", adını Tanrı dağından alır. "Tanrı" sözcüğü müslümanlıkta "Allah" olarak ifade edildiğinden, orta asya’dan gelen bu dağ, adını da birlikte getirmiştir.

1434’te İran’ı yöneten Türkmen boyları olan Akkoyunlular egemenliği başlar. Uzun Hasan, özbeöz Türkmen'dir. 1502 de Safevi egemenliği başlar.

Şenkaya, 13. yüzyılda, Cenğizhan’ın baskısıyla Kafkasya’dan gelen Kuman-Kıpçak yerleşim alanı olur. Ortodoks mezhebine bağlı kuman-kıpça Türkleri , Çıldır Beyliği’ni kurarlar. Yöremizdeki kiliselerin başka milletlerden kaldığı sanılmamalıdır. Ta güney Sibirya’dan Erzincan ve Bayburt’a kadar görülen koyun heykelleri de Kuman-Kıpçak izleridir. Şenkaya'da Çatalkom Kışlası'ndaki kilise mezarlığındaki kırmızı taştan koyun heykelini hala anımsayanımız çoktur. Kıpçaklar, 1625 yılında müslümanlığı kabul etmişlerdir.

Nihayet 1514'te Yavuz Sultan Selim çaldıran seferinden dönüşte Ardahan, Göle ve Şenkaya’dan geçer. Böylece Kıpçak Atabeyliği'ne son verilir.

Kanuni’nin Gürcistan seferiyle bütün Çoruh havzası dahil Kafkasya, Osmanlı imparatorluğu’na katılmıştır. Şenkaya'nın Osmanlı İmparatorluğu’na bağlanışı da Kanuni zamanında olmuştur. Bölgemizde Kürt yerleşimi de bu tarihte başlar. Kanuni’nin Gürcistan seferinde yararlılık gösteren Kürtler'e yurtluklar verilmiştir.

Şunu da yeri gelmişken belirtmek gerekir ki, Şenkaya ve yöresinde tarihten bu yana ne etnik ne de dinsel yönden ayrılıkçı bir olay ne görülmüş ne de duyulmuştur. Akrabalık derecesinde bağlar oluşmuş, en insanca boyutlarda hoşgörü içerisinde yaşanmıştır.

1828 yılında Kars ve Erzurum ilk defa Rus işgaline ugrar. Rus’lar geri çekilir. Bu tarih, Şenkaya’nın yaşadığı ilk kaçakaç (göç) olayının tarihidir. Köklü bir araştırma yapılmamıştır ama  Şenkaya’lı bir çok sülale iç Anadolu’ya, Çukurova’ya kadar göçmüş ve bir daha da geri dönmemiştir. Fakat daha sonraki Rus Savaşı'nda (93 Harbi), 1877 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu Ayastefanos bırakışının (ateşkes) ardından Berlin anlaşmasını imzalamak zorunda kalır. Berlin Anlaşması ile Bardız Çayı'nın güneyi Osmanlı İmparatorluğu’na, kuzeyi ise Rusya'ya bırakılır. Yani Şenkaya’nın kuzey kesminde 40 yıl sürecek bir Rus egemenliği başlar.

Rus idari düzenlemesiyle Oltu Kars vilayetine bağlanınca Şenkaya da Oltu’nun bir köyü (Örtülü) olarak Kars’a bağlanmış olur. Bu süre içerisinde Ruslar, yol ve bayındırlık hareketleri başlatmışlardır . Oltu-Kars Şosesi bu dönemde yapılmıştır. Penek köprüsü Ruslar'dan kalma bir yapıdır. Ayrıca bu dönemde bölgedeki kömür (balkaya), demir ve bakır (ekerek-bıskan) madenleri işletilmiştir. Ekerekteki bakır cevherinde altın oranının yuksek olduğunun belirlenmesi, yaşlılardan edindiğimiz bilgilerdendir.

Ruslar bunların yansıra her köye okul götürmek istemişlerdir. Bu okullarda Rusça ve Türkçe öğretim yapılacaktır. Ancak Örtülü Köyü (Şenkaya Merkezi) milliyetçilik ve dinsel kaygılarla Ruslar'ın okul yapmasını kabul etmemişlerdir. Buna rağmen Kosor’daki (Akşar) kimi aileler, Rus okullarına çocuklarını göndermişlerdir.

 

ŞENKAYA'DA DİL VE KÜLTÜR

Şenkaya ve çevresi, çeşitli Türk boylarının uğrak yoludur. Hepimiz, Dede Korkut’un torunlarıyız. Ban Hisarı (Benek Kalesi) ve Alıncık Kalesi Dede Korkut  hikayelerinde geçer. Doç. Dr. Turgut Acar, Balkaya–Somun köylerinden "Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi" öyküsünün aynısını 1960 yılında derlemiştir.

Şenkaya dil konusunda çeşitlilik sahibi bir yöredir. Örneğin, şahıs eklerini "men", "ben", "ban" söyleyenler vardır.

"men" diyenler Azeri Türkleri'dir. "ben" diyenler İran Yaylası’ndan gelen ve Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran Oğuz boylarıdır.

Şenkaya’nın Değirmenler Deresi'nin Güneyi , "ben" der;  Kuzeyi  ise  -Şenkaya merkez dahil-  "ban" diyenlerdendir. "ban" diyenler, Kuman-Kıpçak soyundan veya bu kültürün etkisinde olan insanlardır. Önceleri Ortodoks olan Kıpçak-Kumanlar, Akkoyunlu, Selçuklu ve bilhassa 16.yy da Osmanlı müslüman kardeşleriyle karşılaşınca müslümanlığı kabul etmişlerdir. "aney"  ve "babey" söyleyişi de aslen bir Kuman-Kıpçak belirtisidir.

Şenkaya'lı  "dadaş" mıdır? Bence evet. Ağabey, erdemli, kişiliğinde üstün nitelikleri birleştirmiş, saygın, güvenilir, mert insan anlamlarını içerisinde barındıran bu sözcüğü "dada"  ve "daaş" şeklinde günümüzde bile kullanmaktayız. Araştırmalar da M.Ö.2000’den beri "daş" ekinin Anadolu’da kullanıldığını bize göstermektedir.

"Kültür" denince okuma-yazmadan başlamak gerekir. Türkiye’de Şenkaya ilçesi dışında, bu sorunu Cumhuriyet'in ilk yıllarında %100’lük bir başarı oranı ile çözmüş başka bir ilçe gösterilemez.

Elbette bunda Hüseyin Köycü’nün rolü büyüktür. Vatana vatan katan çalışmalarından sonra Köycü, uygar bir toplum yaratmaya girişir. İstanbul’dan özel öğretmen getirir. Öğretmenin ücreti bizzat kendisi ve Şenkaya halkı tarafından ödenir.

Halkımız imece usulü okul yapar. O zamanlar çocuk veya genç kız olan annelerimiz Şoger’in gözesinden, omuzlukla (çangal) inşaat suyu taşırlar. İmece ruhu ile çevre yolları yapılır. Kız-erkek ayrımı olmaksızın, Şenkaya’lı aydınlığa koşar.

Şenkaya laiklik sorununu Cumhuriyet Halk Partisi'nin altı okundan önce çözmüştür. Alevi-Sünni sorunu, tarihten bu yana ne duyulmuş ne de görülmüştür. Karşılıksız kız alıp verme devam etmektedir. Kadın-erkek ilişkileri çağdaş düzeydedir. Çarşaf yada tesettür ilçemizde görülmemiştir.

Kapınızı kedi veya köpek girmesin diye çekersiniz. Çiftiniz çubuğunuz tarlada, buğday çeçi harmanda bırakılır. Kan davası hiç duyulmamıştır.

Şenkaya'lıların tümü askerlikte ya çavuş ya da onbaşı çıkar. Er olarak askerlik yapmak istisnaidir.

En yaygın eğlence yolu "bar"dır. Moğolistan’da bir Türk boyunun, "bar" kelimesini davul anlamında kullanmakta olduğu bilinmektedir. Altay Türkleri de davula "bar" derler. Şaman töresinde "tavul" olarak ayin yapılır. "Bar" kelimesi buralardan gelmektedir. Barlar tekli, ikili, çoğunlukla kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın karma bir biçimde oynanır. Barda  "barbaşı" ve "pöçcük" önemlidir, yine aynı şekilde mendilin de önemli bir yeri bulunmaktadır. Barda mendil ritme uygun sallanmalıdır. Mendilin, Şenkaya kültüründe kız-erkek-aşk ilişkilerinde de önemli bir yeri bulunmaktadır.

Bunların yanı sıra Şenkaya’da "Erfene Geceleri" de yapılmaktadır. Erzurum’da "erfene" kadınlar tarafından düzenlenirken, Şenkaya’da erkekler tarafından düzenlenir. Erfene gecelerinde ortaklaşa kebap kurulur, bar oynanır, türkü söylenir, aşk hikayeleri anlatılır. Geceleri baba "erfene cağı" getirecek diye çocukların gözünü uyku tutmaz . Bu etkinlikte herhangi bir içki yasağı olmadığı gibi, bir ayyaşlık olayına da rastlanmaz.

Şenkaya’nın Türkiye kültürüne kattığı türküler vardır. "Çimeli Bahçe", "Haziran'ı Temmuz'u", "Giden Ay Tutulur mu", "Ilgalanma Kavak", "Penek’te Bir Yar Sevdim", "Karşı ki Dağlar Cenderme", "At Atta Yeşil Kolan (Sebahattin Yetimoğlu)" ve "Karşıda Kurdevleri (Ruşen Yetimoğlu)" gibi eserler bu türkülere birer örnek olarak gösterilir.

Herkte hodaklık atışmaları yapılırdı:

"O geçeden ot getir,

Bu geceden ot getir,

Bacım kulağından tut getir,

Ho babam hoo!"

Hattal toplanır, kımı kızmal yemlik derlenirdi. Kekre kesmeye gidilirdi. Karakat, germeşe, cınav, kızanbık toplamaya Bangos’a gidilirdi.

 

 

  

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam5
Toplam Ziyaret38529