HAKKINDA YAZILANLAR

 Hüseyin Köycü Hakkında Yazılanlar 

 

Turgut Özakman
"CUMHURİYET - Türk Mucizesi - İkinci Kitap"
 
Sn. Turgut Özakman, "CUMHURİYET - Türk Mucizesi - İkinci Kitap" isimli kitabının 470 ve 471. sayfalarında, Hüseyin Köycü ve Şenkaya'nın aydınlanma sevdalısı halkına bir bölüm ayırmıştır. Bu bölümde Hüseyin Köycü'nün de bir resmi bulunmaktadır. Kitaptaki yazı şöyledir:
 
"ALLAHÜEKBER DAĞININ eteğinde Şenkaya köyü vardı. Bu dağ kışın cehennem yazın cennetti. Büyücek bir köydü Şenkaya. Erkekleri Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinden sonra yurtlarını Ermeni işgaline karşı korumak için çevre köylerle birlikte silahlanmış, milis birlikleri kurmuşlardı. Barış görüş olunca silahlar bırakıldı. 
 
Bu köyün aydınlık insanlarından Hüseyin Köycü dedi ki:
 
"Bundan sonra yöremizi, yurdumuzu onarmak, kalkındırmak için dişimizle, tırnağımızla, canımızla, terimizle çalışmamız gerek. Başımıza ne geldiyse cahillikten geldi. Bir şu Rusların yaptığı binalara, yollara, demiryollarına, caddelere bakın, bir bizim halimize. Adam yol yapıyor, yolun onarımı gerekince kullanılacak taş kumu da yolun yanına getirip bırakıyor. Öyleyse her şeyden önce eğitim."
 
Köyünde tek odalı eski bir evi parasız özel okul yaptı. Öğretmenin parasını cebinden verdi. Sık sık köyün bağlı olduğu Oltu ilçesine gidiyor, köyüne yol, ebe, okul, eğitim aracı, kitap, ilaç istiyor, yalvarıyor, her devlet kapısını zorluyordu..
 
Öğrenciler küçük, tek odaya sığmaz olmuştu. Kışın da iyi ısınmıyorlardı. Köylü okulun önemini kavramıştı. Harekete geçti. Sırtlarında taş taşıyarak, imece usulü iki sınıflı bir okul binası yaptılar. İki sınıfın arasına iki yanı da ısıtacak Rus usulü bir ocak yerleştirdiler. Ocağının yanına odun yığdılar. Oltu Eğitim Müdürü ile Kaymakam bir gün köye gelip yeni özel okulu, yerlerde oturan öğrencileri ve öğretmeni gördüler. Bu çaba karşılıksız bırakılamazdı. Bakanlığa durumu bildirdiler. 
 
Kaymakam içini çekti: "Her köyde bir Hüseyin Köycü ve her köy böyle olsa, eğitim sorunumuz yarı yarıya azalır."
 
Eğitim müdürü iyimserdi: 
"Gün gelir bütün köyler uyanır. Eğitimin değerini kavrar. Köylü daha gözlerini yeni yeni aralıyor. Bin yıllık uykudan uyanmak kolay mı? O da yüz yıl sürer."
 
Türk alfabesinin kabul edildiği yıl devlet, Örtülü köyünde ilkokul açtı. Bir kamyonla sıralar, masalar, dolaplar, kâğıtlar, kalemler geldi. Devletin öğretmeni de birlikte gelmişti. Köy bayram etti. Okul üçüncü sınıfa kadar eğitim verecekti. Okulu bitirenler öğretmen okullarına yatılı gideceklerdi. 
 
Hüseyin Köycü boş durmadı. Birçok yararlı işinin arasında bir de okul gecesi diye bir şey icat etti. Yılda bir-iki kez okul gecesi yapılacaktı. Bu okulu bitiren Sabahattin Avcı yıllarca sonra okul gecelerini şöyle anlatacaktı:
 
"Okul gecesi yapılacağı gün köy bayram sevinci içinde olur. Saat 20.00'de toplantı başlar. Yarışma yapılacaksa jüri üyeleri ve gruplar önceden yerlerini alırlar. Bu gruplardan birine girebilmek için okulu ya da halk dershanesini bitirmiş olmak şarttır."
 
Okul gecelerine tüm köy halkı, kadını kızı, genci, yaşlısı katılıyordu. Yakın köylerden dinlemeye gelenler de oluyordu. Münazaralar, bilgi yarışmaları yapılıyor, müsamereler düzenleniyordu. Yenilen grup mutlaka cezalandırılıyordu. Cezalar şöyleydi: Müsamere hazırlamak, konferans vermek, bilmeyenlere okuma yazma öğretmek, durumu elverişli olmayan çocuklara yardım etmek vb.
 

1933 yılında Allahüekber dağının eteğindeki sapa Şenkaya köyünde bunlar oluyordu." 

 

Kitap hakkındaki resimler ve yazılar için lütfen tıklayınız: 

  

 *************  *************  *************  *************  *************   

 

Gözlere, Gönüllere, Akıllara Sönmeyen Işık:

Hüseyin KÖYCÜ   

 

 

Ben 35 yıldır bir Şenkaya geliniyim ve yalnızca eşimin yakınlarının değil, tanıdığım tüm Şenkayalıların yengesiyim. Eş ve yöre olarak, hayatımda en doğru seçimi yapmışım galiba.

 

O kibar, ölçülü, saygılı ve o kadar da yiğit, yürekli ve onurlu insanların gözlerinden yüreğine akan sevgi, beni de bir Şenkayalı yaptı sonunda. Öyle olunca; benim hayatıma da 35 yıldır o özel ve güzel isim, Hüseyin KÖYCÜ ismi girdi. Tanıdığım herkes ondan bahsediyordu. Hemen hemen her söz ya “Rahmetli Hüseyin Köycü bir gün demişti ki...” diye başlıyordu ya da onun yaptıkları, öğrettikleri, bırektıkları konuşuluyordu. Büyük bir sevgiyle, hayranlıkla, şükranla anıyorlardı adını.

 

Peki kimdi Hüseyin KÖYCÜ? Nasıl böylesine bir efsane, bir idol, bir anıt olmuştu? Neden onu tanıyanlar, onunla hemşeri olanlar böylesine bir onur duyuyorlardı? Sordum, dinledim, okudum ve inandım ki:

 

O her şeyden önce çevresinde ve yöresinde yaşayan herkesi aydınlatan kocaman bir ışık olmuştu. Hem de öyle mum ışığı, lamba ışığı filan değil; sönmeyen, azalmayan, batmayan bir güneş ışığı imiş rahmetli Hüseyin KÖYCÜ. Önce doğduğu toprakları sevmiştir. Sevdasını soyadında taşıdığı köyünü sevmiştir. O nedenle yöresinin geri kalmışlığını kıracak çabaların içinde olmuştur. İçme suyundan, askerlik şubesine, hükümet konağından temel idaresine kadar sayısız talepleri dile getiren, takip eden, Örtülü köyü’nden Şenkaya ilçesine uzanan bir kent yaratıcılığının mimarı olmuştur. Sonra uygarlığın vazgeçilmez taşlarını döşemeye başlamıştır. Okul, kütüphane, yol, baraj, spor, sanat, sahne, kooperatif ve yüzlerce hedef, yüzlerce hizmet... 

 

Tüm emeklerin merkezinde İNSAN vardır Hüseyin KÖYCÜ’nün. Cahilliği ve yoksulluğu yenmek için eğitimli insan olmak gereğine inanmış, başta kız çocukları olmak üzere tüm çocukların okutulması için büyük bir seferberlik başlatmıştır. İlk, ortaokul onun bağışladığı bir evde hizmete geçmiştir.

 

“ GÖZÜ GÖREM KÖRLERE, GAFLETTE YÜZENLERE, YEDİĞİ EKMEĞİN NEREDEN GELDİĞİNİ BİLMEYENLERE ACIRIM ” derken , “ KALP GÖZÜ AÇIK OLANLARA, VİCDANLI İNSANLARA, HERKESLE BARIŞIKLARA, BİLGİYİ PAYLAŞANLARA, MUTLULUKLA BAKARIM” diyen KÖYCÜ, evlatlarına verdiği nasihatlerin başına doğruluğu öğütlemiştir. Derin bir soylulukla “ HAYATTA KESİNLİKLE DOĞRU OL, ERDEM,  İYİLİK,  AHLAK BİR İNSANIN TEMELİDİR” derken özel hayatında da bu doğruları ile örnek olmuştur.

 

“ Vatan benim sevgilim “ sözleriyle büyük bir vatansever olduğunu gösteren Hüseyin KÖYCÜ, sevgisinin yanında sorumluluklarını da bilen bir vatandaştır. Okuyan, düşünen, düşündüklerini ifade eden, sorgulayan, Türk Ceza Yasası’ndan, Türk Medeni Yasası’na, Belediyeler Yasası’ndan, Siyasi Partiler Yasası’na dek özel hayatı ve kamu yaşamını ilgilendiren pek çok konuda eleştiri ve öneriler sunan örnek bir yurttaş olmuştur.

 

Bir yandan resmi nikah yapılmadan imam nikahı kıyanlara ceza verilmesini öngören; öte yandan “ MÜSLÜMANLIĞIN ŞARTLARINI ÖĞREN ve ELİNDEN GELENİ YAP. FAKAT YAPMAYANLARA KARIŞMA “ diyebilen inançlı ve inanç özgürlüklerine saygılı bir aydındır.

 

Bir sosyolog yaklaşımı ile hemen hemen tüm toplumsal konularda fikir yürüten, düşüncelerini ve bilgisini çevresindekilerle sürekli paylaşan bir toplumbilimcisidir.

 

“Yeni doğan her çocuk için bir ağaç dikmeli ve çocuklarla ağaç birlikte büyümeli “ diyerek ağaç sevgisini aşılarken; hangi mevsimde, hangi ağacın kaç adet dikileceğini öğreten bir doğa bilimcisidir.

 

Şiirlerinde, piyeslerinde, makalelerinde görülür ki biraz Mevalan’dır, biraz Yunus, biraz Pir Sultan’dır, biraz Namık Kemal. Ve “ Kemalizm yolunda yürüyenler sağ olsun “ diyen bir Kemalist'tir. Atatürk sevgisini iliklerine kadar yaşayan, o’nu tüm tarihlerin ve ülkelerin en büyük adamı olarak gören sarsılmaz bir devrimcidir. Bu bağlamda kadın haklarının yüksek sesle savunuculuğunu yapan, bu inancını kendi ailesinde verdiği örneklerle kanıtlayan ışıltılı bir Anadolu sesidir.

 

Hüseyin KÖYCÜ, yaşadığı sürece doğrulara ve yanlışlara bakmış, bakmakla yetinmemiş, baktıklarını görmüştür. Görmekle yetinmemiş, müdahale etmiş, seyirci kalmamıştır. Yaşamı tanımaya, anlamaya ve anlatmaya çalışmış, her zaman birileri için bir şeyler yapmaya çabalamıştır.

 

İnsanları yalnızlıktan ve ümitsizlikten kurtarmak için gayret ederken onlara adaleti, tevazuu, barışı, onuru öğreten bir BAŞÖĞRETMEN olmuştur.

 

Kısacası; kimileri ne için yaşadıklarını bile bilemezken, o öldükten sonra da yaşayanlardan olmuştur. İnsanların gözlerine, gönüllerine, akıllarına saçtığın o ışıklar, senin kabrini de aydınlatsın sevgili Hüseyin KÖYCÜ.

 

     Av. Önay ALPAGO
    
Eski Devlet Bakanı

 

 *************  *************  *************  *************  ************* 

 

Hüseyin Köycü’yü Anarken

 

Hüseyin Köycü kimdir? Hüseyin Köycü kinini mantığıyla yenmiş, öfkesini bala karıştırmış, Milli Mücadele’de sağ duyuyla o genç yaşında bile, liderliğini çevresine kabul ettirmiş, yurt sever bir kahramandır. Yanlız kahraman mıydı? Bence bir halk bilimcisiydi. Toplum psikolojisini çok iyi bilen bir hatipti.

 

Bölgesinin başöğretmeni ve gerçek bir din bilgini idi. Görülüyor ki; birçok vasfı birarada olan bir kişiydi. Yoksulun yanında yüreği yanan Hüseyin Köycü, Kars, Sarıkamış, Şenkaya’daki mal ve mülkünü halkının aydınlanması için harcamaktan hiç çekinmemişti. O savaş yıllarında yazdığı bir şiirinde şöyle diyordu

 

            Civanlar ah çeker analar ağlar

            Bu nice firkattır, dayanmaz dağlar

            Açlıktan elaman nice bin sağlar

            Anadolu’da bu zamanı İslam’ın

 

Görülüyor ki Hüseyin Köycü’nün bütün saygıdeğer, güzel yanlarını destekleyen şair yanının da ayrı bir özelliği var.

 

Hüseyin’in üstün zekası küçük yaşlarında kendini belli etmişti. Daha beş yaşında iken mahalle mektebine gittiği ilk günün akşamı okuldan dönünce annesine ben bütün harfleri ezberledim diye müjdesini verdi. Bir ay içinde Kur’an-ı Kerim’i okumaya başladı. Oniki yaşına geldiğinde Kur’an ve İnşa derslerini bitirdi. Arapça-Farsça grameri öğrendi. Tahsiline devam etmesi için Oltu’ya gönderilmesi gerekmekteydi; ama o günün koşulları içinde bu imkansızdı. Buna rağmen çevresinde bulduğu kitapları okuyarak bilgisini derinleştirdi.

 

On yedi yaşında Örtülü Köyü muhtarı olur. Cesur ve geleceğe koşan yüreği ile yalana, yanlışa sözü dilinde bir kurşun gibiydi. Bütün zorluklara rağmen yürek mühürünü hiç bozmadı. Çünkü gerçeğin namusundan seçmişti hedefini. Geri dönüşü olmayan adaleti savundu. Çok zor bir yaşamı vardı... Çok zordu... Çünkü hep yolun yokuşunda yürüdü. Buna rağmen bir ipek böceği sessizliğinde kozasını örerek yoluna devam etti.

 

Derin din bilgisi dolayısıyla Molla Hüseyin olarak çağrılırdı. On dokuz yaşına basınca (Kosor) Akşar’a nahiye müdürü olarak atandı. Yirmi yaşında Oltu-İslam milli komitesi umumi katibi görevini üstlendi. Yirmibir yaşında Cenub-i Garbi Kafkas hükümeti parlementosunda Oltu milletvekili, meclis idare amiri ve Kars müstahkem mevki komutanlığına atandı.

 

O zamanın olumsuz ortamında Hüseyin Köycü Doğu Cephesi’nin komutanlığını üzerine aldı. Devletin desteği olmadan, halk hareketini başlattı.

 

Hüseyin Köycü, kinini ve nefretini yurt sevgisi ile birleştirip; Yunus’un, Mevlana’nın Hacı Bektaşi Veli’nin bize emanet ettiği toprakları düşman işgalinden kurtarmak için yirmibir yaşında halk hareketinin liderliğini yaptı. Bu işe baş koyarken namlusuna sürülen bir yürekle inandığı davasını ölümüne savundu. İşte bu bakımdan Hüseyin Köcü’yü anlatmak çok zor bir iştir diyorum.

 

Bu işi yapacakların yüreklerinin çelik kadar sert, yerine göre gül kadar narin, yerinde ise ölüme gidecek kadar cesur olması lazımdı. İşte Hüseyin Köycü’de bu saydıklarımızın toplamı vardı. O çelik ruhu ile mücadelesini ölümüne kadar sürdürmüştür. Bu kavganın içinde yürürken beyninde taşıdığı çağdaş ruhla halkının uyanışı için yapılacakları ve yapılması gerekenleri daha o zamanlardan planlamıştı.

 

Av. Önay Alpago (eski devlet bakanı) bir yazısında, Hüseyin Köycü’den alıntı yapıyor:

“Gözü gören körlere, gaflette yüzenlere, yediği ekmeğin nereden geldiğini bilmeyenlere acırım. Kalp gözü açık olanlara, vicdanlı insanlara, herkesle barışıklara, bilgiyi paylaşanlara mutulukla bakarım.” Bir başka konuşmasında da “Müslümanlığın şartlarını öğren, ve elinden geleni yap. Fakat yapamayanlara karışma”, diyen Hüseyin Köycü’nün “biraz Mevlana, biraz Yunus, biraz Pir Sultan ve biraz da Namık Kemal ve Atatürk’ün yolunda yürüyen gerçek bir Kemalist”, olduğunu görüyoruz.

 

Eğitim alanlarındaki faaliyetiyle sanki Köy Enstitülerinin kurulmasını öneriyordu. Yıllar sonra Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü Tonguç’a örnek oluyordu. Köylünün kalkınması olmadan ülkenin yoksulluktan kurtulamayacağını biliyordu.

 

Hüseyin Köycü; Osmanlı döneminde sahipsiz olan, en altta kalan halk yığınlarının (köylülerin ve işçilerin) uyanıp memleketin yönetiminde söz sahibi olmalarını istiyordu.

 

Sosyoloji bilginlerinden ZİYAETTİN FAHRİ FINDIKOĞLU, öğrencilerinden Hüseyin Köycü’nün yaptıklarının birer tez konusu haline getirmelerini, Türk kültürüne, Türk sosyal hayatına yaptığı hizmetlerini ve sağladığı katkılarını gelecek kuşaklara aktarmalarını istemiştir.

 

1925 tarihinden sonra Kars’ta yayınlanan Varlık gazetesinde Oltu ilçesi muhabirliği yanında gazetenin köşe yazarlığını yapar. Köycü 1950-1955 yılları arasında çıkardığı Şenkaya Gazetesi ile de taşra basınının en büyük örneğini vermiştir.

 

Edebiyatçı SAMİ ÖNAL Şenkaya Gazetesi için şöyle diyor: “ZİYA GÖKALP’in Diyarbakır’da çıkardığı KÜÇÜK MECMUA gibi bir gazetedir”. PROF. DR. ORHAN TÜRKDOĞAN’a göre Şenkaya Gazetesi bölge gazetelerinin en mükemmeli ve en ateşlisidir. Şenkaya Gazetesi 15 Ağustos 1955 tarihinde son sayısını çıkararak yayın hayatına son verir.

 

Hatip olan Köycü, siyaset dünyasının ödünsüz adamıydı. Yalan söylemezdi, yolsuzluk yapanları hiç sevmezdi. Milletvekili adaylığı konuşmalarında yapamayacaklarını değil yapacaklarını anlatırdı. Bir konuşmasında “ben buraya sizden bazı kişilerin elini öperek oy istemeye gelmedim. Ben öyle el, etek öperek değil mertçe, dürüstçe milletime vekil olmak için sizden oy istemeye geldim. Çünkü bu asil milletin hasreti hep dürüstlüğe, cesarete ve mertliğe dayanır.” diyor. Ayrı bir bölgede konuşurken “Ben buraya sekiz saat at sırtında yol geldim. Biraz yorgun ve rahatsızım. Kendim oruç değilim (seçim zamanı Ramazan ayına rastlamıştır). İşte ben bunu bile sizlere söyleyecek kadar riyakarlıktan uzak bir insanım” diyor. Ve oruç tutmadığını söylediği için buradan hiç oy alamıyor. Böylece milletvekillğini 12 oyla kaybetmiş oluyor. Acaba şimdiki siyasilerden kaçı bu cesareti, bu dürüstlüğü gösterebilir? Acaba bu inancı yüreğinde taşıyan kaç kişi tanıyorsunuz? Ben Hüseyin Köycü’yü tanımış olmakla onur duyuyorum.

 

Yeni bir başlangıcın olması için Hüseyin Köycü’lere çok ihtiyacımız var. Hüseyin Köycü, elbette bir melek değildi; ama hiçbir sahtekarla, yalancıyla, hırsızla, bozguncuyla anlaşma yapmamıştı. Hüseyin Köycü’nün kuşaktan kuşağa örnek bir lider olarak anlatılmasını istiyorum.

 

Diyalektiğin temeli değişimdir. Geriye, geçmişe dönerek değil; çağı, çağdaşlığı yakalayacak bir değişimdir. Bu değişim geçmişin sevimsizliğinden kurtulup, çağdaş olmanın gereğidir. İşte Hüseyin Köycü bu çağdaşlık yarışında payına düşeni çok fazlasıyla yaptığı için kendisini anıyoruz, daha çok anılacağına inanıyoruz.

 

Büyük bir serüvenin başlangıcıydı yaptıkları. Neticede tarihe bir not düşülür.

 

Bu dünyadan Hüseyin Köycü de geçip gitti. Onu bütün kalbimle anıyor, saygıyla selamlıyorum.

   Zeki ERGÜL 

 

 *************  *************  *************  *************  ************* 

 

HÜSEYİN KÖYCÜ,


ERZURUM'A bağlı ŞENKAYA İlçesi'nde (o tarihte adı ÖRTÜLÜ Köyü) 1895 yılında doğdu. Ölümünden bir sene evvel kurduğu UFAK PARTİ Genel Başkanı sıfatıyla basın toplantıları yapmak üzere geldiği İSTANBUL'DA 1958 yılında vefat etti.

Hiç bir resmi tahsili olmayan küçük Hüseyin, babasının da etkisi ile kendini geliştirdi. Birinci Dünya savaşı sırasında, Allahuekber Dağı eteğindeki ÖRTÜLÜ Köyü ve çevresinde halkı örgütleyerek destan halinde milli mücadelenin o bölgede şahlanmasını sağlayan şiirler yazarak OLTU, ARDAHAN, KARS ve ERZURUM yöresinde gösterdiği kahramanlıklarıyla Köycü, düşmana karşı kurulan her harekette başta gelen kişi olmuştu. Hatta 1918'de Kars'ta kurulan ve daha sonra ATAMIZIN başlattığı Milli Mücadele'ye o bölgede zemin teşkil eden CENUB-I GARNİ KAFKAS hükümetinde, yaşının küçük olmasına rağmen kahramanlığından dolayı OLTU mebusu olarak da kabul edilen bu hükümetin İNGİLİZLER tarafından dağıtılmasından sonra da yörenin kurtuluşu için bir çok görev üstlenen KÖYCÜ'YÜ kitaplaştıran bu görevleri değildi. Kendi ifadesi ile "Savaş zamanındaki tecrübe ve savaşın yıkımı bize bilgi dairesinde çalışmak zorunda olduğumuzu gösterdi. Savaşını medeniyete ulaşmak alanında, özellikle de eğitim alanında devam ettirenler ve sonuca ulaşanlar gerçek muzaffer komutan ve ya kahramanlardır!" diyerek, 50 yıldan beri kendisi için anma törenleri, panel ve sempozyumlar yapılmasına temel teşkil eden icraatlarına başlıyordu.

"İlk işimiz cehalete karşı savaştır, bu savaşı kazanırsak yöre ve dolayısıyla ülke kalkınmasına katkımız olur" diyerek, yazdığı öğretici şiirler ve yazıp sahneye koyduğu tiyatro eserleriyle halkı aydınlatmaya çalışıyordu.

Örtülü Köyü'nde ve daha 1919 yılında, tüm ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığı bir öğretmeni köye getirerek, adına da HUSUSİ MEKTEP dediği köy odasında gençleri eğitime yönlendirmeyle işe başladı.

İmece usulü ve köyün tüm halkının katkılarıyla ilk mektep binasını yaptırarak, 1920'li yılların sonuna doğru resmi ilkokulun açılmasını sağladı.

Bundan 80 yıl önce, bugün adına "Haydi kızlar okula!" ve "Baba beni okula gönder!" adı ile yapılan çalışmalar gibi, tüm kız çocuklarının okutulması için de ailelerin bizzat evlerine konuk olup onları iknaya çalışıyordu. Bugün ŞENKAYA, okuryazar ve kız çocuklarını okutma bakımından Türkiye'nin başta gelen aydın ilçelerinden biridir.

Yüce önderimiz CUMHURİYETİMİZİ kurduktan sonra Köycü, yöresinde Atatürk İnkılapları'nı ve o çalışkan ruhu kendisine rehber edinerek bölgenin aydınlanması için gece gündüz demeden çalışıyordu. Ortaokul açılsın diye kendi evini bağışlama girişiminden, halkın eğitim yanında ekonomik durumunun da gelişmesi için planlar hazırlıyordu.

Daha 1929 yılında adına SARI KARTON PROJESİ dediği kalkınma planını hazırladı. Modern yaşamda ve 1964 yılında ABD'li TONY BOUSAN adında ki şahsın geliştirdiği "ZİHİN HARİTALAMA METODU"nu Köycü o yıllarda yapıyor ve yapmakla kalmıyor, uygulaması için derhal bir sivil toplum örgütü kurarak takip ediyordu. Programda 5 ana kök bulunuyor. Bunlar;

  • Kazanç
  • Öğreniş
  • Sağlık
  • İmar
  • Yaşayış

SARI KARTON, yukarıda yazılı bu 5 kök ile, bu köklerden ayrılan dal ve filizlerden oluşuyor. Mesela İmar kısmında daha o tarihte "ülkemiz deprem kuşağındadır, evlerinizi sağlam yapın" diyecek kadar orijinal dallar ve filizler mevcuttur.

1931 yılında, başta MUSTAFA KEMAL ATATÜRK olmak üzere 330 mebusa KARS VARLIK gazetesinde de yayınladığı matbu mektubunu göndererek, kanunlarımıza alınmasını istediği hususları cesaretle dile getiriyordu. Toplam 26 maddeden oluşan mektuptan kısa başlıklar ise şunlardı: 60 yaşına kadar tüm vatandaşlar okuryazar yapılmalı, bütün memurlar vazife başında eğitilmeli, hususi tahsil teşvik edilmeli, köylere kadar ulaşacak ve yıl sonunda Maarif Vekâletince kurulacak bir kuruluş tarafından değerlendirilmek suretiyle öğretim yaygınlaştırılmalıdır. Yani bugün ki yaygın öğretim gibi. Din ve hurafe birbirinden ayrılmalıdır, teftiş usulleri ıslah edilmelidir, mahkeme işlerine sürat kazandırılmalıdır, müsamaha kökünden kaldırılmalı, düğünlerde ki israfattan kaçınılmalıdır. Halk evleri ve ya daha verimli kuruluşlar ihdas edilmelidir. (Sene 1931 ve halkevlerinin kuruluşu 1932)

Menemen'deki KUBİLAY olayından 13 gün sonra doğan torununa Kubilay adını verdi (Kubilay İlgün).

1930 yılında ağaçlandırma bayramları ihdas ederek, ağaçlandırmayı teşvik için şiirler yazıp, piyesler kaleme alıp sahneliyor ve "Devlet Yeşil Yapraktır" adı ile konferanslar düzenliyordu.

Köyde ekonomi seferberliği başlatarak 1930'da halka açık şirket kuruyordu.

Köye çevreden ve uzak yörelerden 12 sanat dalında ustalar getirtip, halkını sosyolojik bir etütle bu ustaların yanında sanat öğrenmeleri için gruplara ayırıyor, kızlar için biçki dikiş ve yemek kursları da açarak yıl sonunda şölenler düzenleyerek sertifikalar dağıtıyordu. Özellikle kadınların eşleri ile beraber aile ekonomisine katkıda bulunmalarını teşvik ediyordu. Köycü'nün ilk çocuğu olan annemi babamla evlendirirken, kocanla beraber onun küçük bakkalında çalışmasını şart koşuyordu.

Daha evvel yazdığım, "TOPLUM KALKINMASINDA ÖRNEK LİDER HÜSEYİN KÖYCÜ" adlı kitapta geniş olarak kaleme aldığım fakat bugün için olağan gibi görülen başarıların gerçekleştirildiği yıllar ve ülkemizin sosyo ekonomik durumu göz önünde bulundurulduğunda, değerlendirme daha da önem kazanacaktır.

Şenkaya'yı 1946'da ilçe yaptıktan sonra çıkardığı ŞENKAYA GAZETESİ'Nİ inceleyen Merhum Ord. Prof. Dr. ZİYAETTİN FAHRİ FINDIKOĞLU, öğrencisi olan sosyolog Prof. Dr. ORHAN TÜRKDOĞAN'a 1960 yılında aynen şu ifadeleri kullanarak "Bölge gazeteciliğinin siyasiden çok sosyal yönü ağırlıklı, kalkınma sosyolojimize pek çok boyutlar kazandırabilecek nitelikte örnek teşkil edecek bir gazetedir ve Köycü'nün gerçekleştirdiği çalışmalar istikbalde sosyolojimizin hangi istikamette ilerleyeceğini bize gösterecektir" demiştir. Yani iki ünlü sosyoloğun, tahsili olmayan köyde yaşayan bir kişi için yaptıkları değerlendirmeler özetle böyledir. Merhum tarihçi CEMAL KUTAY ise "ŞENKAYA GAZETESİ'Nİ tetkik ettiğimde bölge gazeteciliğinin en nadide ve en öğretici örneği ile karşılaştım" diye yazmıştır. Eski TBMM Başkanı ve ERZURUM Valiliği de yapan Sayın NECMETTİN KARADUMAN da yaptığı değerlendirmesinde KÖYCÜ için "O, Cumhuriyetimizin başlangıç yıllarının büyük idealisti, ŞENKAYA İlçesi ise adeta bir öğretmen fidanlığıdır." diye bir makale kaleme almıştır.


   Prof. Dr. Koptagel İlgün
   11/02/2009

 

 

*************  *************  *************  *************  ************* 

 

 

DOĞAN HIZLAN

Kendini Değil Toplumunu Düşünen Örnek Bir Cumhuriyetçi,

(Hürriyet Gazetesi) 

 

Prof. Dr. Koptagel İlgün'ün "Toplum Kalkınmasında Örnek Lider: Hüseyin Köycü" kitabını okurken, kendini değil toplumunu, çevresini, ülkesini düşünen insanların nasıl unutulmazlık mertebesine 

eriştiklerini bir kez daha gördüm. Maddi çıkarlarını düşünmeyen, başkaları için yaşayanların ölümsüzleştiğini gördüm.

Kimdir Hüseyin Köycü? 

Koptagel İlgün, "Çocukluk Yılları ve Yetiştiği Çevre" yazısında hem onun kişiliğini hem önemini anlatmaktadır:

"Hüseyin Köycü, yaşadığı yöreye ve zamana iz bırakmış tarihi şahsiyetlerden biridir. Bu bölümde, onun yaşam öyküsü, düşünce dünyası ve eylemleri ana hatlarıyla ele alınacaktır. Bu yapılırken, Köycü'nün şahsında, dünyanın en önemli coğrafyalarından birinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ve gelişim sürecinde, birtakım yerel milli kahramanların ne denli önemli bir rol oynadığı ortaya konulmaya çalışılacaktır." 

Kitabın ikinci yazısı, Eski Devlet Bakanı Önay Alpago'nun. Alpago, "Ben 35 yıldır bir Şenkaya geliniyim" diye başlayan Önsöz'ünde; bize bir Köycü portresi çiziyor. 

Hüseyin Köycü, 1895 yılında Örtülü'de (sonradan Şenkaya adını alır) doğdu. 17 yaşında köye muhtar seçildi, 1913 yılında Aslı Hanım'la evlendi, ilk çocukları Hüsna İlgün de Koptagel İlgün'ün annesi. 

Bu akrabalık bağını yazmamın nedeni, insanların aile bireylerine vefa borçlarını ödemelerinin örneği olmaları…

Köycü, muhtarlıktan nahiye müdürlüğüne yükselir. Köycü ve arkadaşları daha 1919 yılında, Örtülü'de eğitim hamlesini başlatırlar.

KÖYCÜ, ilkokul açar, oyunlar yazar, o oyunlarda yakınlarına rol verir, 80 yıl önce kızların okula gitmesi için çağrıda bulunur. 

Sadece uygarlık ve kültür, ruh sağlığı için değildir çalışmaları, beden sağlığı konusunda arayışlara girer. 

1934 yılında evine ve halk odasına radyoyu getirir. Böylece köydekiler, günlerce sonra oraya ulaşan gazeteden önce Türkiye'den ve dünyadan haberdar olurlar. 

1934'te soyadı kanunu çıkınca, Erzurum Halkevi Köycülük Şubesi Başkanı olduğundan Köycü soyadı verilir. 

Köylülere ağaç dikmek için yaptığı çağrıyı okuduğunuzda, yıllar önce TEMA Vakfı'nın çalışmasını öngördüğü kanısına varırsınız.

 Bir yere, yıllarca önce bir köye getirmek istediğiniz yenilikler, çağdaş uygarlığın girişimi için yaptığınız girişimler, okul açma, tiyatro kurma gibi işler mücadele etmeden, karşı çıkışlara direnmeden kabul görür mü sanıyorsunuz?

O da dirençle karşılaştı ama yılmadı. 

Hizmet tutkusuyla her kademede çalışan onun gibi birinin milletvekili olma isteği çok olağandır. Ama siyaset tarihi ayak oyunlarının meşheridir, o yüzden de DP devrinde listeye alınmaz, bağımsız adaylıkta da seçimi 12 oy farkla kaybeder. 

Mücadeleli yaşamı İstanbul ve Erzurum'da basımını gerçekleştirdiği Şenkaya Gazetesi'nde sürer. 

2 Temmuz 1957'de bacağı kesilir. 31 Aralık 1958'de İstanbul'da ölür. 5 Şubat 1958 tarihinde Topkapı'da Kozlu Aile Mezarlığı'na defnedilir.

ŞENKAYA halkı onu unutmaz, rahmetle anarlar, büstü kendi kurduğu Belediye Binası'nın önüne törenle yerleştirilir.

 
 
 
 *************  *************  *************  *************  ************* 
 
 

DÜNDEN BUGÜNE ŞENKAYA ve HÜSEYİNKÖYCÜ (Eğitimciliği, Gazeteci kimliği, SivilToplum Örgütü Lideri ve Kadını toplumdaki yeri üzerine)

Feridun Fazıl ÖZSOY

Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı

Bu yıl Şenkaya'nın ilçe oluşunun 60.yılı... ÖrtülüKöyü, Oltu Kazasına bağlı bir köy iken, 1946 yılında ilçe oluyor. KuşkusuzÖrtülü'nün ilçe olmasında Hüseyin Köycü'nün çok büyük bir emeği var. Geçen bu60 yıllık süre içerisinde Şenkaya, eğitime verdiği önemle Türkiye'nin dört birtarafında, çeşitli meslek kollarında ülkemize hizmet eden hemşerilerimizlebilindi ve tanındı. Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin uygulamaya başlandığıyıldan itibaren Şenkaya' da okuma ­yazma kursları açılmamıştır. Çünkü ihtiyaçduyulmamıştır. Bu gün Türkiye'nin sadece doğusunda değil, ülke genelinde eğitimiçin çeşitli kampanyaların düzenlenmesine karşın, Şenkaya, ülke ortalamasınınüzerinde bir eğitim düzeyine sahiptir.

Peki bu düzeye nasıl gelindi?

Cumhuriyetimizin kurulduğu 1920'li yıllar, Anadolu'nunyoklukla savaştığı yıllardır. Yokluğu aşmanın, gelişmenin, muasır medeniyetseviyesine ulaşmanın tek yolu eğitimdir. Gazi'nin işaret ettiği hedef de budur.Ülke genelinde eğitim seferberliği başlatılır, Millet Mektepleri açılır. Sadece illerde bu mektepleraçılabilmekte ve eğitim seferberliği başlatılmakta. İşte bu günlerde 1928yılında Oltu kazasının Örtülü köyünde Mehmet Hıfzızade Hüseyin isimli bir aydıninsan, evini mektep yaparak bölgesinde Millet Mekteplerine öncülük ediyor.Açılan okula öğretmen tayin ettiriyor ve çocukların okuması için çaba sarfediyor. Bununla da yetinmiyor bir kütüphane kuruyor. Amaç; dünyayı tanımak,öğrenmek...

Yıl 1932, Örtülü'de bir ilkokul ve bu okulda kızöğrenciler eğitim-öğretim görüyorlar. Cumhuriyet ilan edile1i 9 yıl olmuş. HaniUlu Önder 10. Yıl Nutku’nda diyor ya, "Az zamanda çok işler başardık..." bu doğrultuda, ülkenin çağdaş medeniyetleriyakalaması için bütün fertlerinin eğitilmesi gerekir, işte bu gereklilik Doğu'dakiufacık bir köyde, kafası ve ufku büyük adamlarca gerçekleştiriliyor. 74 yılsonra bu gün "Baba beni okula gönder" ya da "Haydi KızlarOkula" gibi kampanyaları başarıya ulaştırmağa çalıştığımız günde ÖrtülüKöyü'nde kızlarımız okuyordu... (Bir örnek)

Okulun yanı sıra yine 1930'lu yıllarda Şenkaya'da birkütüphane açılır. Böylelikle yaygın eğitim için de adım atılmış olur. 

Şenkaya' da 1928 yılında açılan okulun devamında,kütüphane kurulması ve peşi sıra da okuma yazma kurslarının açılması o günkükoşullarda çok önemli bir gelişmedir. Çok önemlidir çünkü, bilgi ve iletişimçağının yaşandığı günümüzde henüz bunları gerçekleştiremediğimiz yerler var ...

Bu gün iletişim araçları ile yaptığımız yaygın eğitim,o gün köylerde açılan çeşitli kurslarla ve zor koşullar altında çıkarılıp, atsırtında dağıtımı yapılan gazete ile gerçekleştirilmeye çalışılır ve başarılıolunur.

1934 yılından itibaren Şenkaya'da okul geceleridüzenlenmeye başlar. Şimdi bu gecelerle ilgili kısa notlar aktarmak istiyorum;

Okulda çok çeşitli faaliyetler ve toplantılar değişikgünlerde yapılmaktadır. Okul gecesinin ve toplantının olacağı gün, henüz köy olanÖrtülü' de adeta bayram olmaktadır.

Bu toplantıyı Sabahattin Avcı 1951 yılındaşöyle anlatıyor:  “Toplantının yapılacağı gün okulda her zamankinden dahadeğişik bir faaliyet göze çarpar. Toplantı saat 20.00 'de başlar. Jüri vegruplar okul salonundaki yerini daha önce almış olurdu. Gruplardan biri"Yılmaz" diğeri "Usanmaz" adını taşırdı. Bunlardan birinegirebilmek için ilkokulu bitirmiş olma veya halk dershanelerinden mezunbulunmak şarttır. Grupların kendi aralarında seçtikleri bir başkanları ve üçkişilik idare heyetleri vardır. Yönetim kurulları bu grupları haftanın muayyengünlerinde toplayarak ders çalıştırmak, jüriyi teşkil edecek öğretmenlerletemasta bulunmak, bunların görevidir. Hazırlanacak soruların adedini ve hangi süreleriçerisinde cevap verileceğini belirleyip, gruplara haber vermek de jüriningörevleri arasındadır.

Bu tartışmalar sonrasında az puan alan grup jüri tarafındanmağlup sayılır ve cezalandırılır. Cezalar ekseriyetle şunlardır:

Müsamere hazırlamak, konferans vermek, köy halkındanbilmeyenlere okuma, yazma öğretmek, güreş ve cirit müsabakaları tertiplemek,fakir öğrencilere maddi yardımda bulunmak…

Münazara veya musahabe diyebileceğimiz bu toplantılarahalk büyük bir heyecan ve arzuyla katılır; kadınlar, genç kızlar ve komşuköylerden dinleyiciler de gelirdi. "

Bu toplantıların sonucunda bütün bu güzelliklerin yanısıra bu gün de çok önem verilen ancak istenilen birlikteliğin tam olarakyakalanamadığı "Okul-Aile Birliği" beraberliğinin en güzel örneklerisergilenir. Şenkaya 1930'lu yıllarda eğitimine bu şekilde yön vererekokuma-yazma davasını yüzde yüz kazanmıştır.

Örgün eğitim kurumlarında düzenlenen müsamerelereğitim ve kalkınmayı hedefleyen piyeslerin sahnelenmesidir. Bu anlamda HüseyinKöycü'nün kendisinin yazdığı, sahnelettiği ve gazetede de tefrika edilen "FedakârlarPiyesi" bunun en güzel örneğidir. Bu piyesin ön sözünde Hüseyin Köycü;"Ne edibim, nede şairlikiddiasındayım. Yalnız köylerde ve ufak kasabalarda oynamaya-elverişli bir piyesmeydana getirmek istedim... " diyerekamacı şu şekilde özetler; "ufakkasaba ve köylerde edip ve şairler uzun müddet kalamayacakları için onlarınistek ve ihtiyaçlarını bilmezler ve onlara fikir telkininde debulunamazlar."  İşte piyesin asıl yazılma amacı, uzak yerlerdekiinsanlara bir takım fikirleri telkin etmektir. Nedir bu fikirler diye piyesebakıldığında: Ana tema, "Fedakârlık ve bu uğurdaki fedakârlardır". Vatan için fedakârlık,kasabada her medeni vasıta kuruluncaya kadar lüksten fedakârlık, zamandan, mekândan,işten, paradan, emekten fedakarlık...

"Zulmün, kahrın, düşmanın zoruyla yükseliştenmahrum kalan memleketimizin sevimli bir köşesi olan kasabamızda bir çok hayırlıişleri yapmak için elektrik, hastane, eczane, okul, yol, su, ağaç, okumayerleri, sahneler, filmler vs, kurmak, gerçekleştirmek için cemiyet kurmak... Bununiçin parası olan para, yeri olan yer verecek, itibarı olan itibarınıkullanacak..." Kasabanın fedakârları,kimi para, kimi yer verir... kimi küpesini, kimi üç odalı evini cemiyetebağışlar. Kurulacak bu cemiyetin adı alkışlarla "Şenkaya YükselişCemiyeti" olur. Yollar yapılır, ağaçlar dikilir ve ilk defaAnadolu'nun bu ücra köşesinde ağaç bayramı kutlanır... Kimi çocuklar yeşil,kimileri kırmızı yaprak olur, şarkılar söyler ve kurulacak hastane yararınapiyes yaparlar. Bu fedakârlık örneklerinden birisi de 01 Ekim 1950 tarihligazetede duyurulur. Gazetenin sağ köşesinde bir vesikalık resim... Altında "Evini Hastaneye icarsız veren D.P. BaşkanıHüseyin Yalçın" yazmaktadır.

Fedakârlar piyesinde bunun dışında, vatan sevgisiişlenir. Halkevlerinin toplum eğitimindeki yeri ve önemine değinilir, halkevlerinin işlevi anlatılır. 1930 yılının Örtülü köyünde Türk kızının portresibu piyeste çizilir.

1930 Örtülü

 

Ben bir Türk kızıyım 
Bana derler yüzün sarı 
Bu yüzümde kir mi var? 
Alnım açık, yüzüm ak; 
Çalışkan kollara bak. 
Bu kollarım vatana yavrular büyütecek 
Döşürecek, düzecek 
Dokuyacak, dikecek. 
Ben yüzümü örtemem 
Gözüm açık, görecek. 
Düşün de bir insaf et 
Kadın dahi insandır, 
İnsana kör ol diyen 
Acep hangi sersemdir!..

 

Şenkaya' da başlatılan eğitim hamlesi sadece örgüneğitim kurumu olan okulda çocukların öğrenme ve eğitimlerine yönelik değildir.Gazete yoluyla yaygın eğitim de verilmektedir. Çiftçi eğitimi için, 1 Temmuz1950 tarihli gazetede; "HayvanlardakiUyuz ve Parazitler" anlatılmış ve alınacak önlemler belirtilmiştir.Yine aynı gazetede her sayıda ikaz olarak yayımlanan "Köy Muhtarı Sen Bunları Bilir misin?” başlığı altında "Mikropnedir, neler yapar, Ne ile temizlenir, Evdeki havanın önemi, Eve güneşgirmesinin faydaları, Köy kanunu ve maddeleri" gibi sorularsorulmakta, bu soruların cevapları aranmakta ya da bu cevapların bulunabilmesiiçin yol gösterilmektedir. Dil eğitimi yapılmakta, Türkçe'nin yaşatılması için"Dil Öğren Aziz Köylüm"başlığı altında Türkçe kelimelerin kullanılmasını, yabancı kelimelerin dekarşılıklarının bulunmasını, öğrenilmesini ve kullanılması öğütlenmektedir.

Halk Dershaneleri

Örgün eğitimin verildiği önemli yerlerin başında Halk Dershanelerigelmektedir. Bu kurumlar okul çağı geçmiş insanımızın eğitildiği, okutulduğu  dershanelerdir.Buralarda sadece kitabi bilgiler verilmemekte, çok çeşitli mesleki kurslar dadüzenlenmekte ve insanlar çeşitli mesleki alanlara kaydırılarak hem istihdamlarısağlanmakta hem de ekonomik anlamda iş alanları yaratılmaktadır. Şenkaya'da1930'lu yıllardan sonra yirmiye yakın iş kolunda çalışma ve üretimyapılmaktadır. Sabunculuk, pastırmacılık,ayakkabıcılık (Çapulacılık) demircilik, sobacılık, marancılık, dabaklık,marangozluk, saraçlık... sayabileceğimiz iş kollarının bazılarıdır.

Örgün Eğitimkurumlarının bir başkası da Halkevleridir.

Günümüzden 74 yıl önce 19 Şubat 1932 tarihindeAtatürk'ün direktifi ile kurulan Halkevlerinin, "Halkevlerinin ve Bazı Halk Partisi Gayrimenkullerinin Hazineye İadesiHakkındaki Kanun Layihası"nın TBMM'de 362 milletvekilinin olumluoyuyla 9 Ağustos 1951 tarihinde kabul edilmesi ve 9 Ağustos 1951 tarihli ResmiGazetede yayınlanmasıyla , binalarına ve mallarına el konulmuş, böyleceHalkevleri işlevini kaybederek kapanmıştır.. Soyadını Halkevleri şubelerindenbirisi olan "Köycülük"ten alan Hüseyin Köycü; söz konusu yasanınResmi Gazetede yayımlanmasından dokuz gün sonra 20 Ağustos 1 951 tarihliŞenkaya Gazetesi’nde "Halkevleri" başlığıyla bir makale yayımlar. Buyazıda Halkevlerinin amaçlarını, çalışmalarını anlatır. Bu arada da hemDemokrat Parti'ye, hem de CHP'ye eleştiriler yöneltir. (Bu eleştiriler tamamentarafsız bir gözle yapılan olumsuzlukların eleştirilmesidir) Halkevleri,kültürel ve siyasal sebeplerle kurulmuş, kapandığı tarihe kadar da Anadolu'nunbirçok yöresinde çok önemli bir misyonu üstlenmiş, örgün eğitim kurumlarındabirisidir. Şenkaya'da da bu özelliğiyle önemli aktiviteler gerçekleştirmiştir.(Okuma yazma kurslarından tutunuz da, mesleki kurs ve eğitimlere, bunun yanısıra sosyal ve kültürel aktiviteler bunların bir kısmı) Bilindiği üzereHalkevleri dokuz şubeden müteşekkildir. Bunlar; Dil ve Edebiyat Şubesi,Güzel Sanatlar Şubesi, Temsil Şubesi, Spor Şubesi, Sosyal Yardım Şubesi, Halk Dershanesive Kurslar Şubesi, Kütüphane ve Neşriyat Şubesi, Köycülük Şubesi, Müze ve SergiŞubesi'dir. H. Köycü, Halkevlerininamacını; "ilkokuldan yüksek tahsile kadar her derecedeki mektepmezunlarım bilirim ki: Okul imtihanını verinceye kadar saçlarının bir kısmımağartmak zorunda kalmış,' büyük emeklerle elde ettiği bilgilerin kendimesleğinde sık sık kullanmadığı birçoklarını unutmuştur. İşte Halkevleri, bunuönlemek ve mektebe gitmek nimetinden mahrum kalan vatandaşları biraz olsunbilgiye sahip etmek içindir." şeklinde ifade etmekte. Şubeler içinse;

" .... Temsil diyoruz. Basit görmeyelim.Gençlere söyleme, dinleme, düşünme, anlama., ibret alma ve eğlenme kapısıdır.Yaşlılara ise gene eğlenme yeridir. Spor diyoruz. Sağlam vücut, sağlam dimağımeydana getirir. Gençlik için sadece beden terbiyesi değil, biraz da ahlak vekahramanlığa hazırlıktır. Köycülük diyoruz. Bu nüfusumuzun yüzde seksem beşiniuyandırmak, onu himaye etmek, onu bilgiye kavuşturmak onunla meşgul olmakmuazzam bir faaliyettir.

Halk Dershaneleri diyoruz. Devletin, Milletin lütufkâraguşunda mektep tahsilini bitirenler bunu ya bilemez veya bilmek istemezler.Çünkü tokun açtan haberi olmaz. Okuma yazmayı bütün vatandaşa öğretmek elbetteelzemdir. Vatandaş alim olmazsa da,' mektubunu okuyan, oyunu kendi eliyleyazan, vecize ve levhaları okuyan, meslekine ait dergileri gözden geçirebilenbir insan olmalıdır. Kütüphane ve Yayın diyoruz. Her seviyedeki vatandaşlarınboş saatlerinde kitap okuması ne derece faydalıdır. Bunu izaha lüzum yoktur.Hiçbir ev kütüphanesi tasavvur edilemez ki orada her aradığın kitabı bulasın.Fakat umumi olarak Halkevleri kütüphanelerinde nispeten fazla bulunur. Ve diğerşubelerin verdiği ilham üzerine derhal kütüphaneye koşulur. Yayın ise hem okuyanıhem yazanı bir araya getirir. Yazı heveskârlarını artırır.

Sosyal Yardım şubesinin düşkün vatandaşlara yardımetmesini ve bunun faydalarım burada izah etmeye de lüzum yoktur.

Dil ve Edebiyet, tarih ve Müze, Güzel Sanatlar biraraya gelince kültürel bir alem tecessüm eder.

Bütün bu dokuz şube üzerine konferanslar verilmesi,hasbıhaller yapılması, konuşanı da yetiştirecek, dinleyeni de yetiştirecektir.

Eğer aldanmıyorsam mesele Vatan ve Millet ölçüsündeazamet taşır

Büyük adamın büyük ve elzem olan bu işleri için paratahsisi ise Devletin de borcudur ve varlıklı vatandaşların da borcudur." Şeklinde görüşlerini belirtir. Burada dikkat edilirseeğitimin önemine ısrarla vurgular yapılmakta, kalkınmanın temelinin ancakeğitimle mümkün olacağı belirtilmektedir. Bugün ülkemizde "Eğitime Yüzde Yüz Destek Kampanyası" sürdürülmekte. Eğitime yapılan katkı ve harcamalar,bağışlar vergi dışı olarak kabul edilmesine karşın istenilen düzeye deulaşılmamıştır. Hâlbuki 1930 ve 1950'li yılların Şenkaya'sında karşılıkbeklemeden maddi ve manevi destek ortaya konmuştur. Bununla da yetinilmemiş,eğitime desteğin Devletin ve varlıklı vatandaşların borcu olduğunun altı özenleçizilmiştir.

Dünün Şenkaya’sındaki basın hayatına geçmeden önceEğitime son bir nokta koymak gerek. 1928 yılında Örtülü köyünde açılan okul ilebaşlayan eğitim çalışmaları sürdürüldü. Belki ikinci bir eğitim hamlesi derahmetli Mahmut Özgen ile yapıldı.Erzurum'un diğer ilçelerinin birçoğunda Lise yokken 1965 yılında döneminbaşbakanının bizzat açtığı Şenkaya Lisesi Türkiye ortalamasının üzerinde birbaşarı düzeyine ulaşmış ve bu lisenin mezunları bu gün Türkiye'nin birçokyerinde önemli görevler yapıyor ve bu salonda gururla oturuyorlar. (Bu günkü durumunuirdelemek dahi istemiyorum)

Şenkaya'nın böylesi bir eğitim düzeyine ulaşmasındaçaba koyanları rahmet ve saygı ile anıyorum

GAZETECİLİĞİ

Hüseyin Köycü'nün gazeteciliği 1921 yılında başlar. Butarihte Sarıkamış'ta askerler tarafından çıkarılan Varlık Gazetesi'nin Oltu muhabirliğini üstlenir. Gazeteye geçtiğihaberlerde "Hıfzı zâde HüseyinSırrı" ismini kullanmaktadır. 1950 yılında Şenkaya Gazetesiçıktığında, zaman zaman Varlık Gazetesinde ve diğer gazetelerde yer alanhaberler mahreçleri belirtilerek bu gazetede yayımlamıştır. Çıkarılacak birgazete yoluyla halka daha kolay ulaşılacağını, köylünün köy önderlerimarifetiyle aydınlatılacağını bilen Köycü, 1950 yılında bir gazete çıkarmağakarar verir. Gazetenin İmtiyaz Sahibi, Yazı İşleri Müdürü, Muhabiri vedağıtıcısı da kendisidir. Gazetede yer alacak haber, konu, yazı dizisi vs,bölümleri teker teker yazar, düzenler ve basımı için hazır hale getirir. Bu günbile bir kişinin üstesinden gelemeyeceği işleri o tek başına yapar. Gazetelerbasıldıktan soma dağıtımının da çoğunluğunu kendisi yapar. Önceleri Erzurum' daCinisli Matbaası’nda basılangazeteler, matbaanın bir hayli dizgi ve yazım hatası yapması sonucu İstanbul'da M. Latif Dinçbaş Matbaası’ndadizilip, basılmağa başlar. Gazetenin beşinci sayısı olan 1 Ekim 1950 tarihligazetede Gazi Eğitim Enstitüsü son sınıf öğrencilerinden Sebahattin AvcıoğluŞenkaya Gazetesi için " ... Allahuekber dağlarının eteklerinde kurulanevi yurdumuzun tabii güzellikleri bakımından nadide köşelerinden biri olanŞenkaya İlçesinin çalışkan ve münevverhalkından bir gazete çıkarmak elbette ki beklenirdi. Bu gazeteyi okuduğunuzzaman şarkın unutulmuş ve fakatfeyizlenmek için lüzumlu kudreti kendi damarlarında ki cevherden almış olanlarıngayretine şahit oluyoruz. Yine Şenkaya sütunlarında bu bölgenin şimdiye kadargizli kalmış kahramanlık menkıbelerine, efsanevi hikâyelerine yer verilmekleAllahuekber dağlarında can veren şehitlerimizin aziz ruhları şad edilmişoluyor." Şeklinde bir girişyazısıyla gazetenin içeriğini, amacını ve etkisini anlatıyor.

Gazete siyasi amaç taşıyarak çıkarılmamıştır. Ana amaçsosyal içeriktir. Gazete bu doğrultuda yayınını sürdürür. Kalkınma içinbirliktelik, bunun için de gönül birlikteliği gereklidir. Gönül birlikteliğiningerçekleşebilmesi için gazete iyi bir araçtır ve bunu da gerçekleştirir.

Gazetenin en ilgi çekici bölümlerinin başında;

"KöyMuhtarı Sen Bunları Bilir misin?" ve "Köy Muhtarı Dikkat Et" isimli uyarı spotlarının vebilgilendirmeye yönelik soruların yer aldığı köşelerdir. Bu köşelerde köymuhtarının bilmesi gereken bir takım sorular yöneltilir. Bu sorularıncevaplarının köy öğretmeninden alınması istenir. Ya da bir sonraki sayıda busorulara cevaplar verilir. Örneğin, fedakârlık,feragatkarlık gibi toplumsal hasletler veya Hasislik, Muhbirlik gibi olumsuzluklar üzerinde durulur.

Köy ihtiyar Meclisinin görevleri sorulur, KöyKanununun gerekleri öğretilir. Mikrobun tanımı yapılır, eve güneş girmesinin vehavalandırmanın önemi anlatılır. Bu köşelerde hayatın her alanında karşılaşılansorunlar ve sorumluluklar üzerinde durulur. Muhtar bilgilenmelidir çünkü Köy Muhtarı Cumhuriyet'in köydekitemsilcisidir ve bilgili olmalıdır.

Gazetede, "DilÖğren Aziz Köylüm" köşesi ile Türkçe’nin önemine değinilir, eski kelimelerinyeni karşılıkları ve anlamları verilir.

YöreselHaberler her gazetede olduğu gibi,Şenkaya Gazetesinde önemlidir. Bunun dışında küçük çaplı kamuoyu araştırmalarıyapılır. Bu anketlerle çeşitli sorunlar tespit edilir ve çözüm yollarıaraştırılır.

Tarih Bilinci, Efsaneler, Mülakatlar, Şiir veEdebiyat, Piyes Tefrikaları, Makaleler gazetenin vazgeçilmez köşeleridir.

Şiirlerin tamamına yakını Hüseyin Köycü veŞenkayalılar' a aittir. Bu gün hayatta olan bazı büyüklerimizin şiirlerigazetede yer almaktadır.  (Örnek, HüseyinÖzgen)

"Esirler"ve "Herkes Neden Memnun Değil"isimli küçük köşelerde, bir takım göndermeler, hiciv ve Kara Mizah yapılmıştır."İşsizler: Kahvelerin esiri, Kosor köyünden birkaç zat, ilçe merkezihayalinin esiri, Şenkaya gazetesi; Cinisli Matbaasından, Şenkaya'daki Davavekilleri, Yargıç yokluğundan... Halk, küçüklerin esiri; Küçükler, Büyüklerin esiri..." gibi...

"Yedi RenkSohbet" isimli köşede özenle seçilmiş, güzel sözlere yer verilerek,ataların öğütleriyle eğitim çalışması yapılmıştır.

Dil veEdebiyat bölümünde, ünlülerdenöğütler ve seçme parçalara yer verilir. Dikkati çeken nokta İstanbul' dayaşayan edebiyat çevrelerine hitap ediliyormuşçasına çok önemli isimlerseçilmiştir. Örneğin; Mehmet Akif., Yahya Kemal, Mevlana, Hayyam, Fuzuli gibiisimlerin yanı sıra, kendi yöremizden Yusufelili Huzuri, Şenkayalı İmam Hıfzive Aşık Nihani bu isimlerin bazılarıdır.

Gazetede sağlıkkonuları ve uyarıları önemli bir yer tutarken, spor da ihmal edilmemiştir.

Gazetenin en önemli köşelerinden birisi de "Kuru Memet ve Kel Memet" isimliiki yöre insanıdır. Bu iki şahsın nazarında Türk Orta Oyunu ve Meddahlıkgeleneği devam ettirilmiştir. Bu köşede Karagöz ve Hacivat tarzında güncelkonular mizahi bir bakışla irdelenmiştir.

Gazete, yayımlandığı dönem içerisinde hukuk kurallarıçerçevesinde kalarak birçok konudaki eleştirisel bakışını sürdürmüştür. Örneğindönemin Valisi Nihat Şenmen'e yazılan açık mektupta vali; Şenkaya'ya yönelikyapılan olumsuz işlerden ötürü kamuoyu önünde açıkça eleştirilmiştir. Bu yolla"Birey"lerin hukukkuralları içerisinde hak aramalarının örneği verilmiştir.

Bunun yanı sıra gazetede, münakaşa, araştırmayazıları, eski matbuat (Gazete) örnekleri, gezi yazıları, Gelenek veGörenekler, Adab-ı Muaşeret kuralları, duyurular ve ilanlara yer verilmiştir.

Gazetenin geneline bakıldığında, başta belirttiğimizgibi, önceleri "Şimdilik Her AyınBirinde Çıkar Siyasi Gazete" ya da "Şimdilik Her Ayın Onbeşinde Çıkar Siyasi Gazete" dense de,Şenkaya Gazetesi Siyasi bir gazete değildir. Haber Gazetesi de değildir.

Şenkaya Gazetesi, tamamen sosyal yönü ön planda bireğitim ve kültür gazetesidir. Kullanılan dil son derece nazikânedir.

Doğu Anadolu'nun bu ücra ama çok sevimli küçükkasabasında çağdaş ufukları hedef gösteren, aydınlanma, gelişme vemodernleşmeyi amaç edinen ve bu uğurda yayın yapan, içerik olarak bugün bilehayran kalın an bir yerel gazetedir Şenkaya...

SONSÖZ

Beldelerin, toplumların ve ülkelerin kalkınmasındaönderlere her zaman ihtiyaç duyulmuştur. Bazı önderler doğdukları yerin çokdaha genelinde bir isme ve etkinliğe sahip olurlar, belde ve bölgelerininunutulmazları arasında yerlerini alırlar. İşte Hüseyin Köycü de böylesiisimlerden birisidir. Onun hakkında çok bilinen yaşanmış bir olayı aktarmakisterim: Şenkaya' da orman ihalesi vardır. Çevre ilçe, ya da illerin birisindengelen birkaç kişiye daha daha önceden Şenkaya ile ilgili bir takım şeyleranlatılmıştır. Çok değişik, aydın, modern bir yer gibi ... Bu kişilerŞenkaya'ya geldiklerinde meraklı gözlerle çevreyi süzerler ve bu arada da eskibelediye binasının önündeki Hüseyin Köycü büstünü görürler. Bunun üzerineiçlerinden birisi; "kardeşim bunların Atatürk'leri de farklı" der...

Kuşkusuz Hüseyin Köycü, bir Atatürk değildi. AmaAtatürk'ün Türkiye genelinde gerçekleştirmek istediklerinin küçük bir bölümünüŞenkaya' da yapmak istedi ve bunda da başarılı oldu.

Sözlerimi Hüseyin Köycü'nün 1933 yılında yazdığı"Yarın Bu Köy" isimlimakalesinin son bölümü ile bitirmek istiyorum.

" ...Arkadaş: Senin ellerin mi, gözlerin mi,kolların mı Avrupalınınkinden gevşek? Ruhun mu onun ruhundan aşağı? Neslinondan daha yüksek, toprağın dahakıymetli ve bakir. Sen daha sağlam, o halde yükseliş yolunda gitmek senin için borçtur.

İlk işin gayret., ikinci işin öğrenme ve öğretmekolsun. İş bu kısa program seni uzun gördüğün yola götürür ve uzak gördüğün refaha kavuşturur. Buna iman et,dururken de, yürürken de...

Türk’e durmak yaraşmaz,vecizesini tekrar tekrar terennüm et. "

Saygılarımla...

Feridun Fazıl ÖZSOY

 

----------------- * ------------------------ 

 

  Mehmet Vural Tarafından Hazırlanan Video

 

 

2. Bölüm:

 

 

 

 

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret38552